News

  Bankacılık Sektöründeki Temel Sorun

        Bankacılık sektörü 1929 dünya ekonomik buhranından sonra tüm dünyada en sıkıntılı dönemini yaşamaktadır. Türkiye’de ise krize giren bankacılık sektörü en çalkantılı günlerini yaşıyor. Bankacılık sektöründe yaşanan krizin yanı sıra genel ekonomik krize düşen Türkiye’deki kriz sürecini ve düşündürdüklerini, teknik bir yaklaşımla, geçen dört sayıda değerli meslektaşım Cihan Bulut’un köşesinde takip etme imkanı bulduk.
        Söz konusu süreçte Dünya Bankası Danışmanı Prof. Dr. Nunnenkamp, krize giren Türk bankacılık sektöründeki problemlerin temel nedeni olarak ise, mevduatlar için devlet garantisinin varlığını gösterdi. Mevduatlar için devlet garantisinin yanlış olduğunu belirten Nunnenkamp, bu durumun bankaları tembelliğe ittiğini söyledi. Zannediyorum Nunnenkamp nezaket göstererek devlet garantisinin bankaları tembelliğin ötesinde, gerçekte hangi davranışa sürüklediğini söylemek istemedi.
        Müsaadenizle bugün, mevduatlar için devlet garantisinin de neden olduğu Türk bankacılık sektöründeki temel problemin ne olduğunu ifade etmeye çalışacağım:
        Bankalar açısından en önemli risklerden biri likidite riskidir. Likidite riski özellikle talep edildiğinde bankaların mevduatlarını nakite dönüştürme taahhüdünü yerine getirememeleri durumunda söz konusu olmaktadır. Büyük miktarda mevduat sahibinin mevduatlarını aynı anda çekmeleriyle yaşanabilecek bankaya hücum ve panikler bankalar açısından en önemli tehlikelerden biridir. İşte bu gibi durumlarda bankaların güç durumda kalmasını önlemek amacıyla başvurulan yöntemlerden biri de Mevduat Sigortasıdır. Mevduat sigortasının gereği olarak kurulan bir fon ile mevduatların güvenliği sağlanmakta böylece mevduat sahipleri bankalara yatırdıkları paraları geriye alabilme noktasında kendilerini devlet garantisi altında, güvende hissetmektedirler. Sonuçta kalbini bankacılık sektörünün oluşturduğu ekonomi, sekteye neden olacak bir tehlikeden kurtulmuş oluyor. 
        Ancak mevduat sigortasının varlığı; bankaları bir yandan öz sermayelerini azaltıp sermayenin getirisini yükseltmeye diğer yandan da bankacılık sektörü içindeki toplam mevduatlardan daha büyük pay almak amacıyla mevduat faizlerini yüksek tutmaya sevk edebilmektedir. Ayrıca verilen kredilerde ödünç alanların iyi analiz edilmemesi ve kredi farklılaştırmasına gidilmemesi sonucunda da batık kredilerin artması ile kredi riski de ortaya çıkmaktadır. Bu üç farklı soruna iktisat literatüründe ahlaklı davranış sorunu (moral hazard) denilmektedir. Yani bankaların ticari ahlaka uygun olmayan yollara başvurmaları, sonuçta kriz oluşturacak sorunları beraberinde getirmektedir. Tıpkı Türkiye’de yaşandığı gibi.
        Evet, mevduatlar için devlet garantisini de arkasına alan, Türk bankacılık sektöründeki asıl problem ahlaki davranış bozukluğudur. Şüphesiz bankacılık sektörünün tembellikten kurtarılması açısından, Nunnenkmap’ın dediği gibi, devlet garantisinin kaldırılmasını da kapsayacak şekilde bankacılık sisteminde ciddi reformlara ihtiyaç duyulduğu muhakkaktır. Ancak problem ahlaki olunca, problemlerin çözümü için alınacak iktisadi kararlar yetersiz kalacaktır. Zira problemlerin çözümü için, ticari ahlakı değiştirecek, zihniyet reformuna da gerek duyulmaktadır. Bu ise iktisadi, siyasi ve sosyal yönleriyle hayata bir bütün olarak bakmayı gerektiriyor. 
        Zihniyet reformunu da kapsamayan kararlar, sadece sivrisinekleri yok etmeye yönelik olacaktır. Asıl olması gereken bataklığı kurutacak reformlar yapabilmektir.

 

 

İletişim Adresleri:

aras_on@hotmail.com

onaras@qafqaz.edu.az