|
YERİ VE ÖNEMİ
Dr.
Osman Nuri ARAS
Giriş 19.yüzyıldan itibaren enerji kaynakların sahip olmak, üretimini elde tutmak ve taşıma güzergahlarını denetim altında bulundurmak ve bu uğurda uluslararası mücadelede başarılı olmak devletlerin temel amaçları arasında olmuştur. Bu bakımdan tarihi süreçte önemli bir çok sosyo-politik olayların arka planında enerji kaynaklarının kullanımı, elde edilmesi veya nakli ile ilgili çıkar çatışmalarının yattığı görülmektedir. Günümüzde "yeni büyük oyun" diye adlandırılan uluslararası mücadelenin arka planında da yine enerji kaynaklarının kullanımı, elde edilmesi veya nakli ile ilgili çıkar çatışmalarının varolduğu görülmektedir. 20.yüzyılın sonuna doğru bağımsızlığını kazanan Orta Asya ve Kafkasya Cumhuriyetlerinde petrol ve doğal gaz enerji rezervlerinin dünyada üçüncü sırada yer alacak bir potansiyelde olması ve bu rezervlerin Hazar'da yoğunlaşması nedeniyle, "yeni büyük oyun"da Hazar Denizi'ne kıyısı olan ülkeler de yer almaktadır. Öte yandan SSCB’nin yıkılmasıyla dünya siyasi ve ekonomik anlamda yeniden paylaşıma sahne oluyor. İki kutuplu siyasal yapılanmanın sona ermesiyle, öncelik Kıta Avrupa'sında yer alan siyasal ve ekonomik ilişkiler bakımından dışa kapalı ülkelere verildi. Bu konuda günümüze kadar önemli mesafe alındı. Şimdi ise sıra dünyada, siyasi ve ekonomik yeniden düzenleme sürecinde Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Asya Kıtası'na geldi. Bölgenin tanziminde ileride sorun oluşturma ihtimali yüksek olan engellerin giderilmesi kaçınılmazdır. Bu engellerin başında; demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri kısıtlayan yönetim biçimleri gelmektedir. Bu bölge ve ülkelerde, siyasi ve ekonomik ilişkiler bakımından dış dünyadan kopuk, içe dönük rejim ve yönetimlerden demokrasiye geçiş gerekirse zor kullanılarak sağlanmalı; insan hakları, ekonomik ve siyasi özgürlüklere değer veren yönetim anlayışı hakim unsur haline getirilmeliydi. Dolayısıyla başta Amerika ve İngiltere olmak üzere oluşum süreci devam eden ve netlik kazanan yeni ittifakın Afganistan hareketinde bölgenin yeniden şekillendirilmesi ve enerji kaynaklarının özellikle ihraç güzergahlarının denetim altında tutulması temel amaç olarak ortaya çıkmaktadır. Hareketin “bir insan ömrüne sığmayacağı”nın ifadesi de bu iki temel amaca işaret etmektedir. Aşağıda bu hareketin, enerji kaynaklarının ihraç güzergahlarına ve yeni oluşum sürecinde netleşmenin, bölgedeki ülkelere nasıl etki edeceği değerlendirilecektir.
Hazar’da Petrol ve Doğal Gaz Rezervleri
Hazar bölgesinde ihraç potansiyelinin belirlenmesi bakımından Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan’ın ülke rezervleri dikkate alınması halinde, Hazar’a kıyıdaş ülkelerin keşfedilen petrol rezervleri 5 milyar ton, tahmini rezervler ise 18 milyar ton civarındadır. Yapılan bazı tahminlere göre ise Hazar bölgesinde petrol rezervleri 18-35 milyar varil düzeyindedir. Bu rezervlerin gelecekte 200 milyar varile ulaşabileceği de tahminler arasındadır. Dünya enerji tüketiminde petrolün payı günümüzde % 40 civarında bir paya sahip olan petrolün, 2010 yılı itibariyle % 50'nin üzerinde bir paya sahip olacağı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla 20.yüzyılda en güçlü enerji kaynağı olan petrol, 21.yüzyılda da önemini koruyacaktır. Kullanımda önemli ağırlığı olmasına karşın, petrol rezervlerinin dünya üzerindeki dağılımının dengesizliği, petrolü bütün enerji yatırım kararlarında zorunlu bir referans durumunda kabul edilecek ayrı bir enerji türü yapmıştır. 2015 yılı itibariyle dünya petrol tüketimi 4 milyar ton olarak tahmin edilmektedir. 2015 yılı itibariyle Hazar bölgesinden ise dünya piyasalarına her gün ortalama 4.12 milyon varil petrol arz edebilir ve günlük üretim hacmi 4.7 milyon varil olabilir. Dünyada en çok petrol üreten ülke rakamları ile mukayese edildiğinde, 2015 yılında petrol üretimi bakımından Hazar bölgesi dünyada üçüncü sırada yer alabilecek bir öneme sahiptir. Dünyada üretilen petrolün yaklaşık %25'i ABD tarafından tüketilmektedir. OECD ülkelerinin tüketimdeki toplam payı ise %56 civarındadır. Dünya Enerji Konseyi'nin tahminlerine göre önümüzdeki 40-60 yıl içerisinde petrol arzının talebi karşılayamaması tehlikesinin söz konusu olması, petrol piyasasında rekabeti ve petrole ikame enerjilere ulaşma gayretlerini arttırmıştır. 21.yüzyılın ikinci çeyreğinde petrol kaynaklarının azalmaya yüz tutacağının tahmin edilmesi, ülkeleri petrole ikame enerjilere yönelme gayretine sokmuştur. Son yirmi beş-otuz yıldaki bu gayretler de doğal gazın enerji kaynakları içerisinde daha fazla pay almasında rol oynamıştır. 2010'da dünya birincil enerji talebine doğal gazın katkısı %25'e ulaşacaktır. Petrol ve doğal gaz piyasasındaki rekabetin en son halkası ise Hazar petrolleri üzerinde devam etmektedir. Zira Avrasya bölgesinde zengin petrol rezervlerinin yanı sıra doğal gaz rezervleri de bulunmaktadır. Bu bölgede doğal gaz rezervleri dünya doğal gaz rezervlerinin %40'ını oluşturmaktadır. Bu bakımdan ABD, AB ve diğer Avrupa Ülkeleri'nin dikkati Orta Asya ve Kafkasya’ya yönelmiştir. Orta Asya ve Kafkasya yeni umut olarak enerji kaynakları haritasının ortasına yerleştirildi. Azerbaycan ve Kazakistan petrol, Türkmenistan doğal gaz rezervleri ile hemen dikkati çekti ve dünya petrol devleri bu ülkelere akın etti. Fakat pazara ulaşmayan petrol ve doğal gazın önemi yoktu. Kazakistan ve Azerbaycan petrolü, Türkmenistan doğal gazı hangi yolla dünya pazarlarına ulaşacaktı? İşte asıl sorun da bu noktadadır. Günümüzde tartışma, petrol ve doğal gaz üretiminin paylaşımının yanı sıra ve daha çok üretilen petrol ve doğal gazın hangi yolla ya da yollarla dünya pazarlarına ulaştırılacağı konusundadır. Zira boru hattı konusunun hem ekonomik, hem de politik bir konu olması, sorunun çözümünü daha da önemli kılmakta ve güçleştirmektedir. Hazar Enerji Kaynaklarının Nakli Kazakistan ve Azerbaycan büyük petrol potansiyellerini, Türkmenistan ise doğal gaz zenginliğini ekonomilerinde değişimi geçekleştirmek için gerekli kaynakları sağlamak ve geçiş döneminin sıkıntılarını hafifletmek amacıyla bir an önce kullanma ihtiyacı duydular. Ancak mevcut boru hatları, Sovyetler Birliği'nin planlı ekonomisi çerçevesinde cumhuriyetler arası işbölümüne göre düzenlenmiş olduğundan, bunların ihracat amaçlı kullanım imkanları sınırlıydı. Bağımsızlıktan sonra bu ülkelerde kurulan Batı ağırlıklı konsorsiyumlar yeni boru hattı güzergahları tespit etmek üzere harekete geçtiler. Tabii ki güzergah tespitinde maliyet unsuru ve stratejik unsur önemli rol oynayacaktı. Petrol Boru Hatları: Hazar bölgesinde üretilen petrolün dünya piyasalarına ihracını gerçekleştirilmesi için şu anda; Bakü-Grozni-Novorossiysk, Bakü-Mahaçkale-Novorossiysk, Mahaçkale-Novorossiysk, Bakü-Supsa, Tengiz-Novorossiysk, Atirau-Samara ve Neka-Tahran boru kemerleri kullanılmaktadır. Bu kemerlerden ihraç edilen petrolün bugün için toplam gücü yılda 81 milyon tondur. Tengiz-Novorossiysk kemerinin ikinci aşaması tamamlandıktan sonra ise bu miktar 122 milyon tona hacmine yükselebilecektir. Hazar bölgesinden petrol ihraç potansiyeli ise 2005’de 52, 2010’da 140 ve 2015’de 215 milyon ton olarak tahmin edilmektedir. Dolayısıyla şu an faaliyette olan kemerlerin, 2015 yılı itibariyle tahmin edilen 215 milyon ton ihracatı gerçekleştirmede yetersiz olacağı görülmektedir. Bu nedenle teşkil edilen petrol konsorsiyumları ile Bakü-Tiflis-Ceyhan, Aktau-Bakü, Kazakistan-Çin, Kazakistan-Türkmenistan-İran, Bakü-Pakistan, Bakü-Basra gibi bazı hatlar gündeme geldi. Aktau-Bakü hattından ihraç edilecek petrol daha sonra Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı ile dünya piyasalarına nakledilebilecektir. Ancak bu noktada, Kazakistan ve Türkmenistan’dan petrolün tankerlerle İran ve Azerbaycan’a taşınması da dikkate alınmalıdır. Günümüzde 4 milyon tona yakın olan bu hacmin 2015 yılında 10 milyon tona çıkması mümkündür. Şu anda var olan hatların yanı sıra, gündeme gelen muhtemel üç hattın da inşa edildiği varsayıldığında 2015 yılında Hazar bölgesinden 237 milyon ton petrol ihraç edebilmek mümkün olacaktır. Bu ise tahmin edilen 215 milyon ton petrol ihraç potansiyelinden çok fazla değildir. Bakü-Ceyhan hattı dikkate alınmadığında, Bakü-Grozni(Mahaçkale)-Novorossiysk, Tengiz-Novorossiysk, Mahaçkale-Novorossiysk, Bakü-Supsa petrol hatları ile 2015 yılında Karadeniz’e akacak petrolün hacmi 87 milyon tona çıkabilir. Eğer bu hacme Rusya’dan gelen petrol hacmini ve Hazar’dan tankerlerin taşıdığı petrol hacmi de ilave edildiğinde, toplam petrol hacmi 150 milyon tona çıkabilir. Bu hacimdeki petrolün Karadeniz’den İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçerek açık denizlere ulaşması mümkün değildir. Çünkü boğazlardan tahminen 60 milyon ton petrol taşımak mümkün olabilir. Bu durum ve Türkiye’nin boğazlardan petrolün taşınmasına dair endişelerini dile getirmesi de dikkate alınarak bazı alternatif çıkış yolları araştırılmıştır. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının tahammül edemeyeceği petrolün açık denizlere çıkarılması için Ukrayna’da Yujni (Güney)-Brodı petrol hattı inşa edildi. Ayrıca Burgaz–Aleksandropolis, Burgaz-Vlore ve Konstanta-Triyest petrol kemerleri projelendirilmektedir. Bu kemerlerden Burgaz–Aleksandropolis ve Burgaz-Vlore birbirinin alternatifidir. Konstansa-Triyest hattı ise diğer iki hattın alternatifidir. Bu hattın güzergahında iki alternatif vardır: Birincisi, Romanya, Macaristan, Slovenya-İtalya hattı. İkincisi ise, Romanya-Sırbistan-Hırvatistan-İtalya hattı. Burgaz-Aleksandropolis (veya Burgaz-Vlore) kemerlerinin gücüne Konstansa-Triyet ve Yujnı-Brodı petrol hatlarının güçleri ilave edildiğinde yılda 80-85 milyon ton hacimde petrol nakledilebilir ve böylece Karadeniz’e Hazar bölgesinden dahil olacak petrol problemi çözülmüş olacaktır. Bakü-Tiflis-Ceyhan, Novorossiysk ve Burgaz terminallerinde petrolün yeniden boşaltılıp-doldurulması gerekmeyeceğinden dolayı, ticari bakımdan Rusya için daha uygun olmasına rağmen Rusya stratejik nedenlerle Gürcistan’ın lehine Bulgar projelerinden el çekmek istememektedir. Ancak uzmanlar ve siyasetçilere göre sözkonusu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün gözükmemektedir. Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın gerçekleşmesi halinde ise bu hatların hiçbirine gerek de kalmayacaktır. Yapılan anlaşmalar ve faaliyetler dikkate alındığında, gündeme gelen hatlardan Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın inşaası noktasında ciddi şüpheler sözkonusu değildir. Yapımı yaklaşık 2.7 milyar dolara mal olacak proje, birçok aşamadan geçtikten sonra halen mühendislik çalışmaları ve finans kaynaklarının temini noktasına gelmiş bulunuyor. Hattı desteklediğini söyleyen ABD'nin bu güne kadar ağırdan alması, Petrol şirketlerinin gereken desteği tam olarak vermemesi, Azerbaycan ve Gürcistan'ın finansal imkansızlık içinde olmaları, Türkiye'nin ise zor bir dönemden geçmesi nedeniyle çıkmaz yaşaması hattı finansman noktasında çıkmaza sokmaktadır. Ancak hattın bu gün için tam çözülmemiş olan finansman probleminin yakın bir zamanda netlik kazanacağı tahmin edilmektedir. Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi’nin (SOCAR) yakında % 5’lik hissesini İtalyan enerji grubu ENI’ye satmasıyla projenin finansal ayağı rahatlamaya başladığı söylenebilir. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattının 2004 yılı sonunda veya 2005 yılı başında faaliyete geçmesi gözlenmektedir. Afganistan’a yapılan çıkartma ile netlik kazanmaya başlayan yeni oluşumun Bakü-Tiflis-Ceyhan hattına etkisi şöyle değerlendirilebilir: Bazı çevrelerce kriz nedeni ile petrol fiyatlarının düşmesi, Rusya'nın ABD ile yakınlaşması ve/veya İran'ın Batı'ya, hatta ABD'ye karşı tutumunu yumuşatması ile Washington'da da taraftarları olan "İran opsiyonu"nun gündeme gelmesi gibi gelişmelerin olabileceği dikkate sunularak, yeni oluşum sürecinin bu önemli enerji hattının gerçekleşmesini zorlaştırabileceği kaygısı var. Ancak bu tür gelişmelerin olması bu hattı sadece bir süre erteleyebilir. Zira yeni süreçte aşağıdaki gelişmeler dikkate alındığında, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattının gerçekleşeceği sonucu ortaya çıkmaktadır: 1. ABD-Rusya yakınlaşması projenin gerçekleşmesine engel olmayacak; çünkü artık Bakü-Ceyhan hattına Rus hükümeti ve petrol şirketi Lukoil sıcak bakmaya başlamıştır. Nihayet 2001-Aralık ayı başında Lukoil Bakü-Ceyhan projesinde yer alacağını açıklamıştır. Hatta bazı Rus şirketleri, bu hattan Rus petrolünün de geçebileceğini düşünmektedir. 2. Bazı petrol şirketlerinin de ABD-İran arasındaki siyasi anlaşmazlıkların aşılarak, Hazar petrollerinin İran üzerinden dünya piyasalarına naklinin daha uygun olacağını savundukları ve bekledikleri görülmektedir. İran, ABD ile yakınlaşmasının bir sonucu olarak, yabancı şirketlerin bu ülke üzerinden geçecek alternatif bir boru hattını daha ekonomik sayacağını düşünebilir. Ancak ne ABD ne de bir çok petrol şirketi böyle bir hatta sıcak bakmamaktadır. İran'ın uluslararası arenadaki konumu nedeniyle, Amerika, İran'a böyle bir koz verilmesinden fevkalade endişe duymaktadır. Azerbaycan için de politik açıdan İran seçeneği uygun gözükmemektedir. 3. ABD Kongresi’nde, Azerbaycan’ın Ermenistan ve Dağlık Karabağ bölgesine ambargo uyguladığı gerekçesiyle, Azerbaycan'a yönelik uygulanan çok taraflı yardım ambargosu kaldırma kararının alınması, ABD’nin yeni süreçte Kafkasya’ya ve Azerbaycan’a daha fazla önem verdiğini göstermektedir. Böylece dokuz yıllık politika ve Amerika’daki Ermeni lobisinin muhalefeti de aşılmış oluyor. Azerbaycan’a ambargoyu kaldırması ve Gürcistan'daki Rusya'ya karşı tavrı ile Amerika, büyük enerji coğrafyasını “Rus hegemonyası”na bırakamayacağına işaret etmiş oluyor. 4.ABD, Bakü’den Afganistan operasyonlarında kullanılmak üzere bir üs talebinde bulunmuştur. Bu ise ihraç boru hattı ve bölgesel sorunların çözümü noktasında Azerbaycan’ın taleplerine, ABD’nin daha fazla destek vereceğini işaret etmektedir. 5. Öte yandan ABD’nin Eximbank kredilerinin dağıtımı konusunda yapılması planlanan bir yasa değişikliği sırasında, Ermenistan’ı Bakü-Ceyhan boru hattının dışında bırakacak bir projeye kredi verilmemesi yönündeki sunulan bir değişiklik teklifi, Finansal Hizmetler Komitesi'nde reddedildi. 6. Bush’un Ulusal Güvenlik Konseyi Üyesi Matt Bryza, Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi’nin yıllık konferansında, Amerikan yönetiminin, boru hattının, Ermenistan’dan geçmesinden yana olmadığını ve hem kârlılık, hem de stratejik yönden, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattını desteklediğini tekrar ifade etmiştir. Diğer hatlar ile ilgili olarak ise bazı alternatif durumlar vardır: Birincisi, Kazakistan-Çin ve Kazakistan-Türkmenistan-İran hatlarının ikisinin de inşa edilmesi, ancak Kazakistan-Çin hattının ikinci aşamasının gerçekleştirilmeyerek 40 milyon ton/yıl hacim yerine, 20 milyon ton/yıl hacme sahip olacak şekilde inşa edilmesidir. İkincisi ise, sadece Kazakistan-Çin hattının 40 milyon ton/yıl hacimde inşa edilmesi. Çin Milli Petrol Şirketi (CNPN) ve Kazakistan hükümeti arasında ortaya çıkan anlaşmazlık sonucu, Kazakistan-Çin petrol hattı projesi için CNPN ile Kazakistan Enerji Bakanlığı arasında 1997’de yapılan anlaşma doğrultusunda yapılan faaliyetler 1999’da durduruldu. Ancak bu hattın yapımı noktasında her iki ülkenin de ilgilerinin olduğu dikkate alındığında, çalışmaların yeniden başlaması mümkündür. Kazakistan’ın boru hatları konusunda farklılaştırma kararında olması bu hattın inşaası için gerekli çalışmaların başlayabileceğine işaret etmektedir. Kazakistan-Türkmenistan-İran hattı projesine ilişkin çalışmalar ise Kazakistan-Çin hattına ilişkin çalışmalardan daha fazladır. Ancak Kazakistan’ın Hazar sektöründe büyük hacimde varolduğu tahmin edilen petrol rezervlerinin kesinleşmeden, bugün için Kazakistan-Çin ve Kazakistan-Türkmenistan-İran boru hatlarının her ikisi içinde önemli adımların atılması mümkün gözükmemektedir. Şayet 200 milyar varil tahmini rezervlerin gerçekleşeceği dikkate alındığında, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı dışında, yukarıda ifade edilen hatların yanısıra alternatif yeni hatların inşaası gündeme gelebilecektir. Bu durumda Afganistan hareketi, hatların seçimi ve kontrolü noktasında ABD’yi daha etkin kılacaktır. Özellikle zaman zaman gündeme gelen Pakistan’a çıkış güzergahının Afganistan’dan geçecek kısmının güvenlik sorunlarının çözülmesi ile Pakistan çıkışlı yeni bir hattın inşaası ağırlık kazanacaktır. ABD’nin Orta Asya ve Kafkasya’da birinci derecede etkin olabilmek için, Rusya ve İran seçenekleri dışında kalan tüm seçeneklere sıcak baktığı görülmektedir. Pakistan, Hindistan, Çin ve Türkiye çıkışlarını savunan ABD, bu projelerin hayata geçirilmesi için Amerikan petrol şirketlerine aşırı mali ve siyasi destek sağlamaktadır. Ancak bu güzergahların içinde Amerikan üstünlüğünü pekiştiren güzergah, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattıdır. Çünkü Çin hattı uzun ve pahalıdır. Kısa vadede düşünülmesi mümkün değildir. Daha da önemlisi Çin’in politikası ABD açısından endişe vericidir: Çin ve Rusya, soğuk savaş sonrasında çok kutupluluk gibi bir stratejik kavram etrafında buluşmuşlardır. Çin ve Rusya ABD'nin hegemonyasını simgeleyen tek kutupluluk yerine, çok kutupluluğu destekledikleri için aralarında bir dayanışma ortamı buldular ve bir ‘‘Stratejik İşbirliği Ortaklığı’’ geliştirdiler. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (IISS) 2000-2001 yılına ilişkin 'Stratejik Araştırma Raporu'nda da ifade edildiği gibi, Asya'da yaşanan en önemli değişimlerden biri olan Çin'in Asya'da artan rolü, Amerika'nın bu bölgeyle ilgili stratejisinde önemli düzenlemelere gitmesini zorunlu kılmaktadır. Doğal Gaz Boru Hatları: Avrasya doğal gaz sisteminin üç büyük aktörü olarak Rusya, İran ve Türkmenistan görülmektedir.Doğal gaz ihraç boru hatları konusunda da bazı alternatifler sözkonusudur. Bu alternatifler arasında Batı-1 (Trans-Hazar), Batı-2 (Türkmenistan-İran-Türkiye), Güney (Afganistan-Pakistan-Hindistan), Kuzey (Rusya Federasyonu-eski Sovyet Cumhuriyetleri), ve Doğu (Özbekistan-Kazakistan-Çin-Güney Kore-Japonya) olmak üzere beş büyük doğal gaz boru hattı projeleri bulunmaktadır. Trans-Hazar hattı, Bakü-Ceyhan'a paralel olarak, Türkmenistan'dan Türkiye'ye yılda 30 milyar metreküp doğal gaz taşıması öngörülen bir boru hattı projesi. Trans-Hazar doğal gaz hattı ile ilgili sorunlar çözülmüş değildir. Türkmenistan'ın Trans-Hazar'ı yapacak şirketin sözleşme süresini uzatmaması, hattın gerçekleşmesini şüpheye soktu. Ayrıca Türkmenistan'ın Rusya'ya yılda 50 milyar m3 doğal gaz satacak olması bir yönüyle Türkmenistan'ın Trans-Hazar boru hattından soğuması demekti. Bu durum Azerbaycan’ın, kendi doğal gazını pazarlamak için yeni yol arayışına girmesinde etken olmuştur. Nihayet Azerbaycan ve Türkiye arasında doğal gaz ihracına ilişkin olarak Mart-2001’de yapılan anlaşmaya göre, 2004’de Türkiye’ye “Şahdeniz” yatağından çıkarılacak 2 milyar metreküp hacminde, 2005’de 3 milyar metreküp, 2006’da 5 milyar metreküp ve 2007-2008 yıllarında 6.6 milyar metreküp olmak üzere 5 yıl içerisinde toplam 23.2 milyar metreküp doğal gaz ihracı planlanmıştır. Türkmenistan'dan başlayarak Afganistan yoluyla Pakistan'a ulaşan doğal gaz boru hattı inşaası için bir konsorsiyum kurulmuştur. Türkmenistan ve Pakistan, Afganistan'dan geçerek Pakistan'a ulaşacak hattın yapımı konusunda anlaştılar. Hindistan ise hattın Pakistan'a uğramadan doğrudan Hindistan'a ulaşmasını amaçlamaktadır. Ayrıca Japon Mitsubishi, ABD'nin Axxon şirketi ve Çin Milli Petrol Şirketi'nin Türkmenistan doğal gaz ve petrolünü Çin üzerinden Japonya'ya kadar taşıyacak boru hattı projesi üzerinde çalışmaktadırlar. Yukarıda ifade edilen doğal gaz alternatif ihraç boru hatlarının geçeceği ülkelere dikkat edildiğinde, Afganistan çıkartmasının petrol ihraç güzergahları kadar doğal gaz güzergahları için de önemli olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Yeni Oluşumda Ülkelerin Yeri ve Önemi Afganistan hareketi ile netleşen yeni oluşum sürecinde Türkiye ve Orta Asya ülkelerin yeri ve önemi, enerji kaynağı ihraç hatları ile ilgili gelişmelerdeki değerlendirmelerin yanısıra şöyle değerlendirilebilir: Türkiye: Çağdaş jeopolitik teoriler içinde Türkiye'nin önemli bir konumda bulunduğu görülür. Türkiye, üzerinde ve yakın çevresinde dünya güç dengesini etkileyecek düzeyde sürekli ve çok yönlü menfaat ve çatışmalara sahne olan çok hassas bir coğrafi konuma sahiptir. Dünya güç merkezlerinin menfaatlerinin her türlü çatışmasında kullanacakları eksenler Türkiye'den geçmektedir. Türkiye'nin tüm kara, deniz ve hava sahası; Avrupa ve Asya'dan Orta Doğu'ya, Basra Körfezi'ne ve Afrika'ya yapılacak kuvvet intikali için gerekli bir bölge olduğu gibi tüm çevresini kontrol altında bulundurabilme özelliğine sahiptir. NATO, dünyada sorunlu bölge olarak tespit ettiği 16 yerin, 13'ünün Türkiye'nin çevresinde olması da, Türkiye'nin stratejik önemini göstermektedir. Bütün bu özellikleri Türkiye'ye, dünya güç merkezleri için mutlak kontrol ve elde bulundurulması gerekli bir merkez olma niteliği kazandırmıştır.Petrol anlaşmalarındaki payı çok düşük olan Türkiye, Bakü-Ceyhan güzergahının gerçekleştirilmesi için çaba harcamaktadır. Zira Türkiye, petrol enerji kaynaklarının dünya piyasalarına arz edildiği ihraç yolları üzerinde kontrol gücüne ulaşmış olacaktır. Bu da Türkiye'nin kıtalar arası jeopolitik önemini daha da arttıracaktır. Öte yandan Türkiye de ABD gibi, Rusya’nın dışlanmasıyla Kafkasya’da istikrarın sağlanmasının mümkün olmadığı gerçeğinden hareketle politika belirlemeye çalışmaktadır. Bu doğrultuda Türkiye, Mavi Akım projesinde olduğu gibi ekonomik işbirliğine gereken önemi vermeye çalışıyor. Yeni süreçte ABD nezdinde Türkiye'nin de önemi artmıştır. Tutarlı bir politika ile Türkiye bunun pratik yararını sağlayabilecektir. Afganistan'da barışın sağlanması ve korunması ile yeni siyasal düzenin kurulması alanında Türkiye'nin oynayabileceği, hatta oynaması gereken önemli roller vardır. Türkiye, son yıllarda etkin bir Orta Asya ve Kafkasya politikası izleyemedi. Ayrıca Türkmenistan ile ekonomik, Özbekistan ile de siyasal nedenlerden ötürü, ilişkilerde soğukluk da yaşadı. Yeni süreçte, doğru adımlar atması halinde, Türkiye önemli potansiyel kazançlar elde edebilecektir: Türkiye Orta Asya’daki rolünü artırmak için yeni bir fırsat yakalamıştır. Kafkaslar’ın ötesinde Orta Asya’da da önemli derecede etkin olabilir. Yakın zamanda kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü de gösteriyor ki Rusya ve Çin Orta Asya’da daha etkili olmak için çaba sarf etmektedir. Afganistan’daki ve çevresindeki gelişmeler ise bu durumu değiştirebilir. Özbekistan’a gelen ABD kuvvetleri sayesinde, Orta Asya ülkeleri, ABD ve Türkiye’yi bölge dışında tutmaya çalışan Rus-Çin ortak çabalarının dışına çıkarak daha da bağımsız tutum sergileyeceklerdir. Afganistan’a Türk birliğinin gönderilmesi, askeri açıdan olduğu kadar siyasi açıdan da önem taşımaktadır. Bu önemi Bush’un ifade ettiği gibi “Güvenilir dost ve NATO’nun tek Müslüman üyesi Türkiye’nin desteği, ABD’nin İslam’a karşı değil, kötüye karşı savaştığını gösteriyor.” Bu sözler “Medeniyetler Savaşı” tezini tekzip etmeye yönelik açıklama olarak değerlendirilebilir. Taliban sonrası Afganistan’da Kosova ve Bosna’daki örneklerine benzer bir BM geçici yönetimi kurulabilir. Bu geçiş döneminde Afganistan'a bir barış uygulama gücü gönderilmesi mecburiyeti olabilir ki, bu senaryolarda da Türkiye ve Türk askeri muhtemelen yer alacaktır. Azerbaycan: Doğu ile Batı arasında Orta Asya'ya bir geçiş yolu ve enerji koridoru olan Kafkasya, Balkanlar gibi trajediye doymayan çatışmaların devam ettiği bir coğrafya. Bu coğrafyadaki en önemli ülke ise Azerbaycan.Petrol Kafkasya'da da ekonomik olmaktan daha çok stratejik bir karakter taşımaktadır. Azerbaycan stratejik tercihleri bağlamında, Batı'daki ortaklarıyla ilişki kurmaya çalışması ve aynı zamanda Rusya'ya olan bağımlılığını minimize etme gayreti nedeniyle tabii olarak, Bakü-Ceyhan üzerinde ısrarla durmaktadır. Böyle bir ortamda Azerbaycan, Hazar enerji kaynaklarının üretim ve dünya pazarlarına taşınmasını, problemlerin çözümüne ve bölgede denge politikası yürütmeye yönelik olarak kullanmaya çalışmıştır. ABD'nin bölgedeki hedefleri doğrultusunda yeni süreçte netleşen tutumu ile Azerbaycan'ın hedefleri arasında paralelliğin varlığı, Azerbaycan için önemli bir avantajdır. Azerbaycan ekonomik ve siyasi açıdan bağımsızlığını kuvvetlendirmek ve bölgedeki sorunlarını çözmek için ABD'den yararlanma imkanına sahiptir. Rusya: SSCB'nin son 30 yılında Ortadoğu'daki petrol yatakları üzerinde söz sahibi olma mücadelesi verildiği gibi, bu defa da Rusya tarafından, Orta Asya ve Kafkasya'daki enerji kaynakları üzerinde etkin olabilmek için mücadele verilmektedir. Rusya Federasyonu, Azerbaycan ve Orta Asya petrolleri üzerindeki hakimiyetini kaybetmesi ile; 1.Yüklü miktarda aldığı taşıma ücretinden mahrum kalacak. 2.Ucuza aldığı petrol ve doğal gazı dünya piyasalarına pahalı fiyatlarla sevk edemeyecektir. 3.Petrol ve doğal gaz fiyatlarını istediği gibi belirleyemeyecektir. 4.Petrol ve doğal gaz üzerindeki kontrolü sayesinde bölge devletlerinin siyasi, diplomatik, ekonomik ve sosyal hayatına istediği gibi müdahale etme imkanını kaybedecektir. 5.Zamanla daha Kuzeye doğru geri çekilmeye devam edecektir, 6.İleri ki dönemde askeri anlamda da bölgeyi Amerikan güçlerine terk etmek zorunda kalabilecektir. Rusya, bölgede amaçlarına ulaşmada, çatışma alanlarından yararlanmaya çalışmaktadır. 11 Eylül olayları, Kafkasya’da bazı uyuşmazlıkları daha da öne çıkardı. Rusya ile Gürcistan arasında gerginlik yeni tehlikeli boyutlar aldı. Son olayları fırsat bilen Rusya, Gürcistan’da kendi çıkarlarına uygun girişimlerde bulundu. Rusya, Amerika’ya verdiği Afganistan desteğine karşılık bazı bölgelerde serbest kalacağına düşünüyordu. Ancak Rusya'nın Gürcistan'daki gelişmelerde etken rol alması konusunda Türkiye ve ABD yetkilileri tarafından uyarıda bulunulmuştur. Amerika Gürcistan’ı “hayati stratejik çıkarları”nın yattığı bir ülke olarak nitelendirirken, Avrupa istikrarının büyük oranda Kafkas istikrarına bağlı olduğunu belirten Türkiye ise “Kafkasya’nın hiç kimsenin araka bahçesi olmadığını” ifade etti. İran: Orta Asya ve Kafkasya'da başta Amerika olmak üzere Batılı devletlerin ve Türkiye’nin nüfuz ve siyasi varlığının istenmemesi İran ve Rusya'nın ortak amaçları arasında yer almaktadır. Böyle bir amaca ulaşmada rejimi ile yeni oluşum sürecinde dikkatleri üzerine çeken ülkelerden biri olan İran, hedeflerinde sapma göstermemek için daha uyumlu bir yaklaşım sergileyerek bölgedeki gelişmelerde rol almaya çalışacaktır. İran'ın Hazar bölgesindeki gelişmelere katılma amaçları şöyle sıralanabilir:1. İzolasyondan kurtularak ve bağımsızlık adımları atmaya muktedir olarak dünya politikasında etkinliğini arttırmak, 2. Orta Asya ve Kafkasya Cumhuriyetlerinin sosyal yapılanmasında etken rol alma iddiasını devam ettirebilmek, 3. Orta Doğu'da önemli merkezlerden biri olmak, 4. Enerji kaynaklarının üretim ve taşınmasında ekonomik gelirler elde etmek. Gürcistan: Gürcistan, geleceğe dönük ümitlerini büyük ölçüde, Orta Asya ve Hazar petrol ve doğal gazının geçişinden elde edeceği gelire bağlamış bulunmaktadır. Kafkasların üç bağımsız ülkesinden birisi olan Gürcistan; hem Karadeniz'e, hem Türkiye'ye, hem Rusya'ya ve hem de Azerbaycan ile Ermenistan'a sınırları bulunan bir ülke sıfatıyla Orta Asya ve Avrupa arasında tam anlamı ile bir kapı/köprü özelliği taşımaktadır. Yaşadığı etnik rahatsızlıklar ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle, askeri ve ekonomik anlamda Rusya'ya bağımlılık göstermektedir. Bu durum, Gürcistan'ın en büyük açmazı ve zaafını oluşturmaktadır. Buna rağmen, ekonomik bağımsızlığını ve istikrarını elde ettiği ölçüde Rusya'ya bağlılığını azaltma gayreti içinde bulunduğu gözlenmektedir. Bu hedefleri doğrultusunda, yeni süreçten iç problemlerini çözerek, faydalanmaya çalışacaktır.Kazakistan: Kazakistan, ülke petrolünün dünya pazarlarına taşınmasında Hazar Boru Hattı’nı orta vadeli olarak görerek Bakü-Ceyhan, İran ve Çin hatlarının ayrıntılı olarak incelemektedir. Kazak petrollerini Tengiz’den Karadeniz’deki Novorissiysk limanına taşıyacak Hazar Boru Hattı ile Atırau-Samara hattının orta vadede taşıma problemini çözdüğü, Hazar havzasında bulunacak petrol için yeni hatların gerekli olduğu düşünülmektedir. Alternatif hat arayışlarını aralıksız sürdüren Kazak yetkililer, bu çerçevede Bakü-Ceyhan, Kazakistan-İran ve Kazakistan-Çin hatları ile ilgili fizibilite çalışmaları sonuçlarının ayrıntılı olarak incelemeye çalışmaktadırlar.Kazakistan alternatif hat arayışlarında nihai çözüme varmada yeni oluşumun kazanacağı netlikten etkilenecektir. Özellikle ABD’nin Çin ile olan ilişkilerinin uyumlu bir şekilde gelişmesi halinde Bakü-Ceyhan hattının yanısıra Çin hattının ağırlık kazanacağı söylenebilir. Türkmenistan: Doğal gazda büyük rezervlere sahip olan, petrol konusunda da Kazakistan ve Azerbaycan'dan sonra Hazar'ın üçüncü önemli ülkesi olan Türkmenistan'da ülkenin önemli bir bölümü jeolojik taramadan henüz geçmemiştir. Bu bakımdan enerji kaynakları ile ilgili rezervler hakkında tahmini rakamlar ifade edilen Türkmenistan 2010'da petrol üretimini 48 milyon tona, doğal gaz üretimini ise 120 milyar metreküpe çıkarmayı hedeflemektedir. Önemli bir doğal gaz rezervine sahip olan Türkmenistan, özellikle doğal gaz ihraç boru hatları ile ilgili kararında yeni süreçte oluşumun kazanacağı netliği dikkate almak durumunda olacaktır.Sonuç Bağımsızlıklarının ilk yıllarında Rusya ile çatışma içine girmek istemeyen Orta Asya ve Kafkasya Cumhuriyetleri için Hazar enerji kaynaklarının geliştirilmesi, ekonomilerini yeniden inşa etme ve iç istikrarı sağlama açısından önem arz etmektedir. Özellikle kaynakların amaçlar doğrultusunda geliştirilebilmesi için yabancı sermayeye ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla Orta Asya ve Kafkasya Cumhuriyetleri enerji kaynaklarını, tam anlamıyla bağımsız hale gelebilmek için kullanmaya çalışacak şekilde, yeni süreçte netleşen oluşumdan faydalanmaya çalışacaklardır. Uluslararası ilişkilerde önemli değişiklikler yapacak olan yeni süreçte, Türkiye tarihinin, medeniyetler coğrafyası özelliğinin ve ekonomik altyapısının kendisine sağladığı öncelikleri hayata geçirerek, stratejik önemi büsbütün artan Orta Asya ülkelerine ve Pakistan’a karşı daha aktif bir politika izlemek zorundadır. Hazar petrolü, taşınmaya başlandığında mutlaka Asya'da da kullanılacaktır. Boru hatları, 15-20 yıl sonra muhtemelen Asya'ya yönelerek Pakistan, Hindistan, Çin ve Güney Doğu Asya ülkelerini besleyecektir. Tahmini rezervlerin gerçekleşmesine dönük iyimser bakış, Bakü-Ceyhan hattının gerçekleştirilmesinin ardından “yeni büyük oyun”un Doğu Asya’ya kayacağını göstermektedir. Şüphesiz Avrasya’da enerji kaynakları ve nüfuz için oynanan “yeni büyük oyun”da farklı ve sürpriz gelişmelerin olabileceğini de dikkate almak gerekir |
|||
İletişim Adresleri: